Sık Kullanılanlara Ekle | AnaSayfam Yap | Üye Kayıt

Rusya Merkezi Asya’da Batı’ya ihtiyaç duyuyor

Her zaman olduğu gibi iyi haber, kötüyle birlikte geliyor. Önce iyi haber: Kremlin nihayet, ABD ve koalisyon güçlerinin üç yıl içerisinde Afganistan’dan çekilmesi durumunda, Merkezi Asya’daki eski Sovyet Cumhuriyetleri’nin ve Rusya’nın kendisinin güneyden gelen ciddi bir güvenlik tehdidiyle karşılaşacağını kabul etti. Kötü haber ise, Rusya’nın söz konusu tehdidi Batı’nın başının etini yemek için bir bahane olarak kullanması.

 

Cuma günü Duşanbe’de Tacikistan, Afganistan, Pakistan ve Rusya liderleri arasında yapılan toplantıdan çıkan net sonuç şuydu; Kremlin, Batı koalisyon güçlerinin Afganistan’dan çekilişinin Merkezi Asya ve Rusya’da bir felakete öncülük edeceğini anladı. Afganistan’daki koalisyon güçleri üzerindeki galibiyetleriyle güçlenen ve ilham alan İslami radikallerin çevre bölgelere nüfuzlarını yaymayı deneyebilecekleri yönünde bir şüphe mevcut. Kuzeydeki zayıf otoriteye sahip Merkezi Asya rejimleri başlangıç için ideal yerler. Tacikistan, Özbekistan ve Kırgızistan’daki fakirlik ve etnik çatışmalar aşırılıkçı eylemlerin olgunlaşması için uygun zeminler.

 

Belirsiz tehdidi def etmeyi denemek için Moskova, Rusya, Belarus, Ermenistan, Tacikistan, Kırgızistan, Kazakistan ve Özbekistan’dan oluşan Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (KGAÖ) içerisinde hızla oluşturulacak kolektif bir gücün inşası için büyük ızdırap çekiyor. Moskova, KGAÖ’yü ileride çıkacak çatışmaların erken dönemde engellenebilmesi için gerekli askeri müdahaleyi meşrulaştırmak için kullanmak adına bu girişimde bulunuyor.

 

Hızlı konuşlanan kolektif bir gücün kurulmasındaki büyük zorluklarının açık bir gerekçesi var. Öncelikle, Merkezi Asya liderleri zayıflıklarını kabul etmek ve bağımsızlıklarını kendi başlarına tesis ettikleri güçle koruyamayacaklarını itiraf etmek konusunda isteksizler. Dahası, hızlı konuşlandırılmış kolektif güce katılımın kabul edilmesiyle birlikte, bu diktatörlükler halkları üzerinde mutlak otoritelerini korumak için egemenlik haklarından ödün vermek durumunda kalacaklar.

 

Belarus Başkanı Aleksandr Lukaşenko, aynı zamanda mevcut KGAÖ dönem başkanı, son dönemlerde söz konusu problemleri kendi faydası için sömürmeye çalıştı. KGAÖ Genel Sekreteri Nikolay Bordiuzha’ya hızlı konuşlanabilen kolektif gücün üye devletler içerisindeki iç karışıklıkları bastırmakta kullanılmasını teklif etti. “Kolektif hızlı reaksiyon gücü sadece üye olmayan devletlerden gelen saldırılar karşısında değil, aynı zamanda KGAÖ içerisindeki devletlerin müdahalelerinde de kullanılmalı… Elbette, hiçbir ülke ya da güç bize karşı bir cephe saldırısına girişmeyecektir, ancak birçokları askeri bir darbe için hevesli,” diyor Lukaşenko.

 

Eğer Lukaşenko’nun önergesi kabul edilirse, KGAÖ tüm eski Sovyet cumhuriyetleri için bir polis gücü olarak görev yapacak, teorik olarak, Rus birliklerini kendi düzenine karşı olan birçok gösteriyi bastırmak için çağırma hakkı bulunacak. Bu durumda, Lukaşenko KGAÖ’nün en büyük zaafını sömürüyor. Aslında, askeri ittifak Rusya’nın Belarus, Ermenistan, Tacikistan Kırgızistan, Özbekistan ve Kazakistan’la ayrı ayrı sahip olduğu ikili askeri anlaşmaların karman çorman bir versiyonu. Ancak bunlar arasında tam olgunlaşmış askeri bir ittifakın oluşturulmasını haklı çıkaracak bir ortak tehdit yok. Belarus ordusunun Kırgızistan’a veya Tacikistan’a, burada istikrarı sağlamak için sevk edildiğini hayal etmek zor. Eğer Lukaşenko Belarus askerlerini Merkezi Asya’ya göndermemek için resmi bir gerekçeye ihtiyaç duysaydı, ülkesinin yurtdışına asker göndermeyi yasaklayan anayasa maddesini öne sürebilirdi.

 

Ancak Moskova nasıl Merkezi Asya’yı, onların diktatoryal rejimlerine karşı bölgede gerçekleştirilen her yasal popüler protestoyu zapt etmeden Rusya’ya güvenlik teminatı verebilecekleri konusunda ikna edebilir? Nasıl hızlı reaksiyon gücünün muhalefet ve popüler protestoları bastırmak için kullanılan kaba bir iç güç olmasından kaçınılabilir?

 

Ben sadece bir çözüm görebiliyorum. Bir BMGK mandası altında öncelikle uluslararası toplum tarafından askeri müdahale kabul edilmeli. Bu, ABD ya da NATO’nun başka ülkelerde askeri operasyonlara giriştiği her zaman Moskova’nın ısrarla üzerinde durduğu bir konu ve aynı prensip Rusya için de uygulanmalı.

 

Dahası Moskova, ABD ve NATO’nun onlar tüm birliklerini Afganistan’dan çektikten sonra Merkezi Asya’da olacaklarla ilgili doğrudan sorumluluk almalarını teklif etmeli. Kremlin aklı başında bir şekilde Rusya ve Merkezi Asya ülkelerinin kendi başlarına –kolektif de olsa- bölgedeki istikrarı garantileyemeyeceklerini kabul etmeli. Böylelikle, koalisyon güçleri Afganistan’ı terk ettikten sonra Merkezi Asya’da daha kapsamlı bir güvenlik stratejisi için destekten ziyade Batı’yla işbirliğinin sağlanması gerekir.

 

Ancak öyle görünüyor ki Kremlin sanki en önemli hedefi Batı’yı irrite etmek ve bölgeyi güvenli kılmaktan ziyade ileride Afganistan’daki durumun düzenlenmesi durumunda Batı’yı sürece katılımından men etmekmiş gibi davranıyor.

 

Başkan Dmitri Medvedev Cuma günü Duşanbe’deki toplantı sırasında belki de en önemli düşüncelerinden biri olarak: “Uzun vadede, bölgemizde ne olup-bittiğinin sorumluluğu her halükarda Rusya, Tacikistan, Pakistan ve Afganistan’a bağlı olacaktır. Bölgedeki her çeşit görevle ilgili çözüm için yardımda bulunan bu partnerler, elbette, çok önemli ve çoğunlukla onlara bağlı, ancak onlar “ekstra-bölgesel güçler.”

 

Bu “ekstra-bölgesel güçler”in – ABD ve Batı Avrupalı müttefikleriyle birlikte- Afganistan’dan gitmekten memnuniyet duyacakları ve Büyütülmüş Orta Doğu projesi kapsamında inşa etmeye çalıştıkları demokratik cumhuriyet çabalarının boşa gitmesini unutup gidecekleri konusunda şüpheliyim. Bunun yanı sıra Rusya, ABD ve NATO’yu bölgedeki güvenliği sağlamak için Rusya’yla işbirliği yapmalarına ikna etmek için tüm gücüyle her şeyi yapmalı – eğer gerekiyorsa, stratejik çıkarlarından feragat edecek dahi olsa-.

 

Merkezi Asya’da bağımsız ve güçlü bir bölgesel güç olmak yönündeki büyük hırsına aldırmaksızın, Rusya açıkça ve samimi bir şekilde, bölgedeki ciddi güvenlik tehdidiyle kendi başına mücadele edecek kaynak ve otoriteye sahip değil. Ve Rusya’nın KGAÖ’deki zayıf partnerleri bunu göz önünde bulundurarak, sınırlı bir katkı sağlayabilir.

 

Aleksandr Golts, 06.09.2011, The Moscow Times

 

Çeviri: Hakan KOÇ

Diğer Haberler