Son günlerde, dünya basını 11 Eylül terörist saldırılarının 10’uncu yılına adanmış makalelerle dolu. Jüri hala on yıldır küresel terörizmle girilen mücadelenin başarılı olup olmadığı konusunda emin değil. Tek zafer Usama Bin Ladin’in ve düzinelerce el-Kaide liderinin tasfiyesi. Ancak bir şey çok açık: Genişletilmiş Orta Doğu projesi teröristler için yıllarca daha bir zemin tesis edecek.
Ama sadece ABD liderleri değildi hataları yapan. 9/11 trajedisi ve arkasından terörizme karşı girişilen küresel mücadele Kremlin’e Batı’yla bağları güçlendirmek için iyi bir şans sunmuştu, ancak Rusya bu fırsatı kaybetti. 11 Eylül olayları ABD-Rusya ilişkilerinin gelişmeye başladığı bir zamanda gerçekleşti. Haziran 2001’de, Bush ve sonradan Başkan olan Vladimir Putin ilk kez Luyibliyana, Slovenya’da buluştular, Bush’un Putin’in gözlerinin içine meşhur bakışı yaptığı ve “ruhunun hissiyatını” fark ettiği yerde.
9/11’den aylar sonra, Putin Bush’u destekledi ve ABD ile bağlarını güçlendirdi. Dünya Ticaret Merkezi’nin saldırıya uğradığı ilk saatlerde, Putin yakın çevresinden çelişkili öneriler almaya başladı. Bir öneri New York ve Washington’daki olayları basitçe görmezlikten gelmekti. Ancak Putin ilk arayan ve Amerikalılara taziyelerini ileten ve Rusya’nın tam desteğini sunan liderdi.
Dahası, Putin sonradan Savunma Bakanı olacak olan güvenilir adamı Sergey İvanov’un NATO’nun eski Sovyetler Birliği topraklarında Taliban’a karşı savaş için konuşlandıracağı askeri üsleri engelleme tavsiyesini görmezden geldi. Putin şahsen Merkezi Asya liderleriyle iletişime geçti ve Pentagon’un kuracağı üsler konusunda onları ikna etti. ABD Afganistan’ı Ekim 2011’de istila ettiğinde Rusya, Kuzey İttifakı, ABD bombardımanıyla Taliban’ın tahliye ettiği yerleri işgal eden savaş lordları koalisyonu, birliklerine silah temin etti.
ABD-Rus işbirliği 9/11 olayından sonra yeniden güçlü bir şekilde yola girdi, ancak kısa sürede yolda kaldı. Moskova Washington’dan bir şeyler koparmanın hesaplarını yapıyordu. Putin, mesela, Bush’un 2002’deki Anti-Balistik Füze Anlaşması’ndan çekilme kararını yeniden gözden geçirebileceğini umuyordu. Ancak Washington Moskova’nın desteğini garantilemek için, her medeni devletin büyük bir terörist saldırıya maruz kalan partnerine vermesi gereken bir destek olarak yorumluyordu bunu.
Dahası, Washington Afganistan’daki ABD güçlerinin Rusya’nın güney sınırlarındaki ulusal güvenliğini kuvvetlendirdiği noktasında duruyordu. ABD, Genel Kurmay Bakanlığı’nın Merkezi Asya’da Taliban tarafından gerçekleştirilecek muhtemel bir saldırının geri püskürtülmesi için 9/11’den sadece aylar öncesinde 60,000 birlik konuşlandırma planının farkındaydı. Şimdi, ABD Rusya’nın işini yapıyor.
Ancak bu Putin için yeterli değildi. O, Birleşik Devletler’in Rusya’yı hala bir süper güç olarak görmeye devam ettiğini gösterecek bir hareket istiyordu. Onun yerine, 2003’te, Putin Irak işgaliyle karşılaştı, Rusya’nın bölgedeki çıkarları göz ardı edilerek. Eski Irak Başkanı Saddam Hüseyin’in yıkılması Putin için dönüm noktasıydı. Bundan sonra, Putin güç kurallarını, kanunlarını değil, küresel işlerde ön plana aldı. Aylar sonra tesadüf olamayacak şekilde, 2003 Ekiminde, eski Yukos CEO’su Mikhail Khodorkovski tutuklandı. Birçok kişi Rus yetkililerin yabancı yatırımcıların ve siyasilerin sevgilisi, Rusya’nın en zengin adamını tutuklamaları ve sonrasında onu hapse tıkarak tüm mal varlığına el koymaları dolayısıyla büyük sürpriz yaşadı. Ancak bunu yaparak, Kremlin liderleri ne isterlerse yapabileceklerini gösterebildiler, küresel protestolara rağmen –tıpkı Bush’un Irak üzerinde davrandığı gibi.
2004 yılında, Putin Ukrayna’daki Turuncu Devrim konusunda oldukça ilgiliydi, ABD komplosu sonucu meydana geldiğini ileri sürüyordu. Rusya’da bir Turuncu Devrim’i engellemek için, Putin bir Soğuk Savaş stratejisi planladı – ya da, daha ucuz bir versiyonunu. 2006’da, Putin Merkezi Asya cumhuriyetlerine 9/11 olaylarının vesilesiyle ABD’nin kurdurttuğu askeri üsleri kapatmaları konusunda baskı yapmaya başladı. Dahası, Kremlin ABD’nin Merkezi Avrupa’da kuracağı bir füze savunma sisteminin Rusya’nın ulusal güvenliğine doğuracağı potansiyel tehdidi her fırsatta mübalağa etmek için kullandı.
Sonra 2009’da, ABD Başkanı Barack Obama ABD-Rusya ilişkilerini “reset”lemeyi denedi, Afganistan’daki ABD-Rus işbirliğini de yeniden canlandırarak. Rusya bunu ABD ve NATO lojistik güçlerinin transit geçiş güvenliğini sağlayarak yanıtladı. Ancak Moskova kendi kendini zora kandırdı. Afgan transit anlaşması Washington’la pazarlık etmek için mükemmel bir koz olarak hesaplandı. Kremlin gerçek rengini gösterdi, mesela, ABD Kongre üyesi Ben Cardin’in Sergey Magnitski hesabını keser kesmez. Kremlin, eğer olay büyürse, ABD’nin Afganistan’a askeri malzeme taşıma rotasını da içerin potansiyel ABD-Rus ilişkilerin zarar göreceğini belirtti.
Sonuçta, Rusya 9/11’in ardından ABD’nin gerçek bir partneri olma şansını kaybetti. Ancak, gerçekte, başından beri bunun olma şansı hiç yoktu. 11 Eylül’ün kısa süreli bir ABD-Rus ittifakı inşa etme şansı sunmasına karşın, uzun vadeli bir ittifak iki ülkenin de ortak demokratik değerlere sahip olmasını gerektiriyor. Böylelikle, Putin iktidarda kaldığı sürece, Batı’yla her ittifak en iyi ihtimalle geçici olacaktır.
Aleksandr Golts, 09.09.2011, The Moscow Times
Çeviri: Hakan KOÇ
| | 2010 © RUSYA ONLINE. Tüm hakları saklıdır 2010 © Tasarım ve Programlama |