Putinsiz Rusya olur mu?
Rusya’da iç politika ve politikacılar deyince akla ilk gelen isim, Putin. Son yıllarda halktan aldığı destek yüzde 70-80 civarlarında olan, 2004 Martındaki başkanlık seçimlerini ilk turda yüzde 71,3 oyla kazanan Putin iç politikaya neredeyse tümüyle hakim. Yeltsin zamanında devlet içinde fiilen muhalif bir organ olan parlamento bugün Devlet Başkanı ne derse onaylamaya hazır görünümde. Önceki dönemlere göre muhalefetin kitle tabanı daralmış, aktiviteleri azalmış durumda.
Halkın en fazla güvendiği kurum devlet başkanlığı, en sevdiği kişi Putin. Onun bir tek sözüyle bir yasa çıkabiliyor veya bir şirket batabiliyor. Batı’da “eski KGB albayı Putin’in Rusya’yı otoriter veya monarşik bir rejime götürdüğü” yolunda eleştiriler eksik olmasa da Rusya’da bu pek önemsenmiyor. Rusya halkı demokrasiden çok asayiş ve düzen istiyor. Onu da ancak güçlü bir liderin gerçekleştirebileceğine inanıyor. Putin’den başka bir lider alternatifi ise göremiyor. En azından şimdilik.
Görev süresi 2008’de dolacak olan Putin’in daha sonra da başta kalması için üç senaryo tartışılıyor: 1. Anayasada bir kişinin en fazla iki kez devlet başkanlığı yapabileceği maddesi değiştirilecek ve Putin’e üçüncü dönem iktidarı için yol açılacak. 2. Rusya ile Belarus birleşecek ve Putin yeni birleşik devletin lideri olacak. 3. Anayasal değişiklikle başkanlık sistemi yerine parlamenter düzen kurulacak, başkan sembolikleşecek ve “en yetkili mevki” olacak başbakanlığa Putin gelecek.
Duma ve partiler
Lideri Boris Grızlov’un aynı zamanda Duma Başkanlığı yaptığı Birleşik Rusya siyasi hareketinin en temel özelliği, Putin’i desteklemesi ve ondan destek alması. İktidarın bütün avantajlarını kullanan Birleşik Rusya yine de köklü bir siyasi parti olarak görülmüyor. Çünkü daha önce eski başbakanlardan Viktor Çernomirdin’in Yurdumuz Rusya siyasi hareketi gibi “yukarıdan emirle” bir anda ortaya çıkıp başarısız ve/veya Devlet Başkanı açısından gereksiz olduğu anda yine aynı hızla yok olabileceği savunuluyor.
1991’de yasaklandıktan sonra yeniden örgütlenen ve yeni Rusya’daki en ciddi ve örgütlü muhalif güç olarak kabul edilen Rusya Federasyonu Komünist Partisi, artık eskisi gibi yüzde 25-30’luk oy kitlesine seslenemiyor.
1996 başkanlık seçimlerinin ikinci turunda yüzde 40, 2000 başkanlık seçimlerinde ise yüzde 30 oy almış olan komünistler, 2003 Duma seçimlerinde yüzde 13, 2004 başkanlık seçimlerinde ise yüzde 14 civarında oy alabildi. Son yıllarda parti içi muhalefetten önemli isimler istifa etti veya atıldı. Lider Gennadiy Zyuganov artık oldukça yıpranmış ve Komünist Partisi, “ya köklü değişim ya da bölünme” seçeneği ile karşı karşıya kalmış görünümü veriyor.
En güçlü dönemlerini 1991-1992’de yaşayan, ekonomide radikal değişiklikleri, dış politikada ise genellikle ABD çizgisini savunan liberal partiler (Sağcı Güçlerin Birliği ve Yabloko, yani Elma adlı hareket) 2003 Duma seçimlerinde yüzde 5’lik barajı aşamayarak parlamento dışında kaldılar. Sağ kanatta 2008 başkanlık seçimleri için yeni bir lider çevresinde toparlanma çabaları sürüyor, ama henüz ciddi bir ilerleme saptanmıyor.
2003 Duma seçimleri öncesinde ağırlıklı olarak sol oyları alması için Kremlin tarafından kurdurulan Dmitriy Rogozin liderliğindeki milliyetçi Vatan (Rodina) siyasi hareketi Duma’da dördüncü güç olsa da geleceği belirsiz görülüyor.
Eski bir Türkolog olan, ancak Türklere yönelik pek sıcak duygular taşımayan milliyetçi lider Vladimir Jirinovski’nin Rusya Liberal Demokratik Partisi (RLDP), zor durumlarda hep Kremlin’e destek oluyor.
450 sandalyeli Duma’da Aralık 2003 seçimlerinde oyların yüzde 37’sini alan Birleşik Rusya’nın 304 milletvekili var (Duma’nın yüzde 67,5’i). Eski Duma’da 83 milletvekili ile en büyük grup olan komünistlerin bugün 51 milletvekili var (yüzde 11,5). Rodina’nın 38, RLDP’nin 36 milletvekili var. Parlamento dışı siyasi hareketler pek güçlü değil. Aşırı soldan faşist örgütlenmelere kadar bir dizi siyasi yapılanma var, ancak bunlar fazla etkili değiller. Son yıllarda Rusya’da ciddi muhalefet yaptıkları söylenebilecek olan bazı büyük sermaye gruplarının yayınları ise birer birer etkisiz hale getirildi. Özel NTV kanalının el değiştirmesi, Kanal 6’nın lisansının iptal edilmesi ve “son bağımsız televizyon kanalı” olarak nitelenen TVS’nin kapatılması bu sürecin en dikkat çekici aşamalarındandı.
Dış politika: “Büyük Rusya” mümkün mü?
Dünyanın iki “süper” devletinden birinin yurttaşı olmak Sovyet insanlarında, özellikle de Ruslarda özel bir psikoloji ve gurur yaratmıştı. Bu açıdan SSCB’nin dağılmasının etkileri kolayca giderilecek gibi değildi. Rusya halkının önemli bölümü, devlet yönetiminden “Rusya’nın dünyanın en güçlü ülkelerinden biri olduğunu” göstermesini bekliyordu. “Büyük Rusya” anlayışı hala etkilidir.
Diğer taraftan ekonomik sorunlar ve uluslararası realiteler, Rusya’nın dünyanın en güçlü ülkeleri arasında olmak için çözmek zorunda olduğu epeyce “ev ödevi” olduğunu gösteriyordu. Ayrıca başta ABD olmak üzere Batı, Rusya’nın “eski Sovyetler gibi” davranmasını her biçimde önlemeye çalışıyordu. İktidar hırsıyla SSCB’nin dağılmasının önemli aktörlerinden biri olan Yeltsin, kendisine destek veren Batılı ülkeler ve kurumlarla 1990’ların başında oldukça iyi ilişkiler kurmuştu. 1993 sonrası ilişkilerde zaman zaman gerginlikler yaşandı. İç politikada sık sık zorlanan Yeltsin “Büyük Rusya” söyleminden yararlanmaya başladı. Kremlin ne Batı ile ilişkileri geliştirme amacından vazgeçebiliyordu, ne de milliyetçi hedeflerinden.
Batı yanlısı Andrey Kozirev’in yerine Dışişeri Bakanı olan Yevgeniy Primakov, bugün de önemli ölçüde etkili olduğu söylenebilecek “çok kutuplu dünya” politikasını uyguladı. Buna göre bir taraftan ABD, öte yandan AB, Japonya, Çin, Hindistan ve başka bölgesel güçlerle işbirliği geliştirilecek, dünyanın “tek (ABD) kutuplu” olması önlenecekti. 26 Mayıs 2004’te yıllık parlamentoya sesleniş konuşmasında Putin, Rusya’nın temel uluslararası ittifaklarını şöyle sıralıyordu: Bağımsız Devlet Topluluğu (BDT), AB, ABD, Çin, Hindistan ve Japonya.
1991 sonunda kurulan BDT, içinde farklı gruplar bulunuyor. Özellikle Rusya’nın yıllardır birleşip ortak bir devlet kurma amacıyla görüşmeler yaptığı “en yakın komşu” Belarus başta olmak üzere, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Ermenistan’la ilişkileri olumlu bir seyir izleyegelmiştir.
2003 Nisanında bu altı ülkenin, bazılarınca “2. Varşova Paktı” olarak adlandırılan askeri bir blok oluşturmasından sonra, Mayıs ayında da şanghay İşbirliği Örgütü’nün (RF, Çin, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan) resmen şekillenme sürecinin tamamlandığı bildirildi. Ardından Rusya, SSCB’nin yıkılışından yaklaşık 12 yıl sonra ilk kez yurtdışında (Tacikistan ve Kırgızistan’da) askeri üs kurduğunu açıkladı.
Batı ile arasındaki bağları geliştirmeye büyük değer veren BDT’nin ikinci büyük Slav üyesi Ukrayna, zaman zaman “başkaldıran” Özbekistan, her konuda bağımsız olmaya çalışan Türkmenistan ve seyrek de olsa Moldova ile Rusya arasında çeşitli sorunlar yaşanıyor. Bakü’yle Moskova arasındaki gergin ilişkiler ise son yıllarda nispeten yumuşatılmış durumda. Ama Gürcü yönetimi Kremlin açısından “en zor BDT müttefiki” durumunda, özellikle de Batı yanlısı Mihail Saakaşvili’nin başa gelmesinden ve Acaristan’da Aslan Abaşidze’nin devrilmesinden sonra.
Batı ile işbirliği ve rekabet
Dağılan SSCB’nin devamcısı olarak onun uluslararası borç ve yükümlülüklerini devralan Rusya Federasyonu, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi. 1994’ten beri 7 sanayileşmiş ülke ile aynı platformda buluşarak G-8’in bir parçası haline geldi. Dünyanın ikinci büyük nükleer devleti. Toprakları açısından dünyanın en büyük ülkesi olan Rusya, jeostratejik konumu ve başta petrol ve gaz olmak üzere sahip olduğu zengin doğal kaynaklar bakımından dünyanın en önemli ülkelerinden biri.
Bunun bilincinde olan ABD, Rusya ile uyumlu ilişkliler kurmaya önem veriyor. Özellikle de 11 Eylül sonrasında ve özellikle de Moskova’nın BDT ve Orta Doğu gibi coğraflardaki tarihi ağırlığını göz önünde tutarak. Ancak bu, iki ülke arasındaki mücadelenin bittiği anlamına gelmiyor. Tersine zaman zaman mücadelenin keskinleştiği oluyor. Örneğin, Rusya, BDT coğrafyasında, en başta da Kafkasya’da ABD ile girdiği rekabete son dönemde önemli ölçüde konum kaybetti. NATO’nun 2004 içinde Rusya sınırlarına kadar genişlemesi de söz konusu durumu pekiştiriyor. Rusya bu gelişmelere karşı önlem almaya çalışıyor. Bu arada her ne kadar genel olarak yumuşama ve silahsızlanma çizgisini izlese de kendisinin ve müttefiklerinin güvenliği ve terörizme karşı önlem almak adına bazen ABD’yi tedirgin eden askeri ve siyasi adımlar atıyor. Moskova’nın BDT içi ittifakları ile Berlin, Paris ve Pekin ile ilişkilerini buna örnek olarak gösterebiliriz. Ancak hem Rusya hem de ABD üst yönetimleri uzun süredir birbirini açıktan hedef alan sert üsluplar kullanmaktan kaçınıyor.
Rusya’nın dış ticaretinde AB ülkeleri başta geliyor. AB’ye 2004’te katılan ülkelerle birlikte Birlik’in Rusya ihracatındaki daha önce yüzde 35 civarında olan payının yüzde 50’yi aşması bekleniyor. Ancak zaman zaman Çeçenistan savaşı, basın özgürlüğü, Kaliningrad’a vizesiz seyahat, Baltık ülkelerindeki Rus azınlığın haklarının korunması, Rusya’nın Dünya Ticaret Örgütü’ne üyelik süreci gibi sorunlar yüzünden Avrupa Birliği ile ilişkileri zaman zaman soğuyan Moskova’nın, Washington ile genellikle daha kolay ortak dil bulduğu söylenebilir.
Rusya, bir dizi uluslararası kuruluşta faaliyet gösteriyor ve birçok kuruluşla da işbirliği yapıyor. Bunlar arasında Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı, Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği, İslam Konferansı Örgütü, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü ve NATO da bulunuyor.