10.03.2010 Çarşamba 15:48 Moskova Saati
Site Haritası
Okur Hattı
Tavsiye et




Türkİye-Rusya


Ana sayfa
RF Genel Bilgiler
Rusya Tarihi
Siyasi ve İdari Yapı
İç ve Dış Politika
Ekonomik Durum
Kültür ve Turizm
Türkİye-Rusya
Ünlü Ruslar
Bayramlar
Moskova Rehberi
Telefon Kodları
Linkler
Fuarlar
Hakkımızda


Tum Haberler


Yazarlar




Turtsia.RU

need flash plugin version 8.0.0.0 or never

DEIK

DYO

need flash plugin version 8.0.0.0 or never


Ana sayfa >  Türkiye-Rusya

Bugün
Türk basınında Rusya    Rus basınında bugün    Turkish Club ve Moskova Türk Kadınlar Organizasyonu'ndan etkinlik    Rusya, Türkiye'yi aldatıyor mu?    Rusya'nın nükleer gücü ve şemsiyesi...    Rusya'da 1,5 milyon uyuşturucu bağımlısı var


need flash plugin version 8.0.0.0 or never

Türkiye-Rusya

Türkiye ile Rusya arasında yüzyıllardır süren ilişkiler (Rusya’nın İstanbul’a ilk olarak büyükelçi atadığı 1497 yılı, diplomatik ilişkilerin başlangıç tarihi olarak kabul edilir) içinde çeşitli inişler ve çıkışlar yaşanmıştır. Rus-Türk savaşları ve XX. yüzyılın Soğuk savaş dönemi, iki ülke arasındaki komşuluğu zedeleyen faktörlerdendir. Ulusal Kurtuluş savaşı dönemindeki Türk-Sovyet dostluğu ve özellikle son 15-20 yıl içindeki ekonomik-ticari işbirliği ise, tersine, iyi ilişkilere verilecek örneklerle doludur.

Atatürk dönemi
TBMM’nin  açılmasından  üç  gün  sonra,  26  Nisan  1920’de  Mustafa Kemal,   SSCB   hükümetine   bir   mektup   göndererek   yardım   istedi. Emperyalistlere  karşı  işbirliği  öneren  ve  Türk  halkının  Ulusal  Kurtuluş mücadelesi için savaş malzemesi ve maddi yardım talebinde bulunan mek- tuba, SSCB dış işlerinden sorumlu Halk Komiseri Çiçerin’den 2 Haziranda gelen yanıt olumluydu.

Önce, Temmuz 1920’de Dışişeri Bakanı Bekir Sami Bey Moskova’ya gitti. Ardından şubat 1921’de Maliye  Bakanı Yusuf Kemal Bey Moskova’yı ziyaret etti. Sonuçta, 16 Mart 1921’de taraflar arasında Moskova Dostluk ve Kardeşlik Anlaşması imzalandı. Bu anlaşma, Sovyet Rusya ile yeni Türkiye arasındaki ilk diplomatik anlaşmaydı. Anlaşma, Ulusal Kurtuluş savaşının kazanılmasının önemli etkenlerinden biri oldu.

Kurtuluş savaşının ilk mali yardımını gönderen Sovyetler, 11 milyon altın ruble, 100 bin lira değerinde altın külçe ve önemli miktarda silah yardımı yaptı.

Kurtuluş savaşından sonra da iki ülke arasındaki iyi ilişkiler sürdü. 1924 Nisanında Ankara’da Sovyet sanayi ürünlerinden oluşan bir sergi açıldı, 1925 yılında da Ruskombank Ankara’da faaliyete geçti. Yine aynı yıl, Sovyet tarım  uzmanları  pamuk  üretimi  konusunda  yardımcı  olmak  amacıyla Çukurova’da incelemelerde bulundu. 11 Mart 1927’de imzalanan Ticaret Anlaşması ile ticari ilişkiler ve temsilcilikler konuları düzenlendi.

1932-1938 yılları arasında uygulanan Birinci Beş Yıllık Plan’da Sovyet uzmanların  hazırladığı  rapordan  yararlanılmış  ve  bu  dönemde  Sovyet makine ve teknisyenleri ile Kayseri ve Nazilli tekstil fabrikaları kurulmuştur. Böylece Türk tekstil sanayiinin temelleri atılmıştır. 1934 yılında imzalanan kredi  antlaşması  ile  Birinci  Beş  Yıllık  Plan  için  gerekli  dış  kaynak  da SSCB’den sağlanmıştır.

8 Ekim 1937 tarihinde imzalanan Ticaret ve Seyrisefain Muahedenamesi ve Ticaret ve Tediye Anlaşması, iki ülke arasındaki ticari ve ekonomik ilişkilerin hukuki alt yapısını oluşturmuştur.

Bu yıllarda siyasi ilişkiler de gelişmeye devam etti. 17 Aralık 1925’de iki ülke arasında Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşması imzalandı. 1929 Aralığında ve 1931 Kasımında dönemin Sovyet Dışişleri Bakanı Litvinov’un Ankara’ya, 1930 Eylülünde Türk meslektaşı Tevfik Rüştü Bey’in Moskova’ya gitmesi, 25 Nisan-10 Mayıs 1932 tarihleri arasında Başbakan İnönü’nün SSCB’yi ziyaret etmesi, bu alanda önemli aşamalar oldu.

Türkiye  Cumhuriyeti’nin  10.  yıl  kutlamaları  törenine  giden  SSCB Savunma ve Deniz Kuvvetleri Komiseri General Voroşilov başkanlığındaki Sovyet askeri heyeti Atatürk tarafından sıcak bir ilgiyle karşılandı. Aynı yılın sonunda Litvinov, SSCB’nin yabancı devletlerle geliştirdiği başarılı ilişkilere örnek olarak Türkiye ile olan durumu gösterdi.

Soğukluk dönemi ve buzların çözülmesi
Atatürk’ün sağlığının bozulması ve 1938 yılında ölümü sonrasında ve İkinci  Dünya  savaşı  öncesinde  Türkiye’nin  dış  politikasında  değişimler yaşandı. Gerçi savaşın başlamasından üç gün sonra, 25 Haziran 1941’de Türkiye tarafsızlığını ilan etmişti. Ama Almanya’ya sempati duyulduğu ortadaydı.  Moskova,  Ankara’yı  Alman  faşistlerine  yardım  ettiği  gerekçesiyle defalarca uyardı. 1945’de ise SSCB ile Türkiye arasında 1925’de imzalanmış olan Dostluk Anlaşması’nı geçersiz ilan edip Montreux Antlaşması’nın değiştirilmesini istedi. Stalin yönetiminin, Kars ve Ardahan toprak taleplerinin yanısıra Boğazlar’da üs kurma hakkı talep etmesiyle ilişkilerin fiilen kesintiye uğradığı  söylenebilir.  Sonraki  yıllarda  Türkiye’nin  ABD  ile  ilişkilerini geliştirmesi, 1948’de Marshall yardımını alması ve 1951’de NATO’ya üye olması ile iki komşu ülke arasındaki mesafe ciddi ölçüde büyüdü.

1953 yılında Stalin’in ölümü ile Sovyetler Birliği’nin Boğazlar’la ilgili Montreux  Anlaşması’nı  tanıması  ve  bütün  taleplerinden  vazgeçtiğini bildirmesi,  iki  ülke  arasındaki ilişkilerin  tekrar  canlandırılmasına  imkan sağladı. SSCB 1954’ten başlayarak İzmir Uluslararası Fuarı’na katılmaya başladı. 1950’lerin sonunda Sovyet kredisi ile Çayırova Cam Fabrikası’nın kuruluşu gerçekleştirildi.

1964 yılından sonra siyasi ilişkilerde izlenen iyileşme ekonomik alana da yansıdı. 25 Mart 1967 yılında iki ülke arasında imzalanan Ekonomik-Teknik İşbirliği Anlaşması özel bir anlam taşımaktaydı. “TC ile SSCB Arasında Bazı Sınai Tesislerin Kurulması için Sovyetler Birliği Tarafından Türkiye’ye Teslim Edilecek Teçhizat ve Malzeme ile Sağlanacak Teknik Hizmetlere ve  Bunlarla ilgili  Ödeme  şartlarına  Dair  Anlaşma”  ile  Sovyetler  Birliği  tarafından 200 milyon Amerikan doları tutarında proje kredisi verildi. Anlaşma ile şu tesislerin kurulması sağlanmıştır: İskenderun Demir Çelik Tesisleri, Seydişehir Alüminyum  Fabrikası,  Aliağa  Petrol  Rafinerisi,  Bandırma  Asit  Sülfürük Fabrikası, Artvin Levha Fabrikası. Söz konusu tesisler ülkemizin önemli ağır sanayi tesisleri içerisinde yer almaktadır.
Ayrıca İskenderun Demir Çelik Fabrikası’nın tevsiine, Orhaneli Termik Santrali’nin kurulmasına ilişkin kredi anlaşmaları da, sırasıyla 24 Aralık 1972 ve 5 Haziran 1979 tarihlerinde gerçekleştirilmiştir.

Bu dönemde başbakan ve dışişleri bakanı düzeyindeki ziyaretler arttı. Ayrıca Cumhurbaşkanı Sunay’ın 1969 Kasımında yaptığı SSCB ziyaretini ve 1972 Nisanında Yüksek Sovyet Prezidyumu Başkanı Podgorni’nin Türkiye ziyaretini (bu ziyaret sırasında İyi Komşuluk İlkeleri Bildirgesi imzalandı) özellikle  vurgulamak  gerekir.  1975  sonunda  Başbakan Kosigin  İskenderun Demir Çelik Fabrikası’nın açılışına katıldı. Ayrıca Nisan 1978’de Sovyet Genelkurmay Başkanı Ogarkov Türkiye’ye, iki ay sonra ise Başbakan Ecevit SSCB’ye gitti.

Mart 1981’de Seydişehir Alüminyum Fabrikası’nın geliştirilmesine ilişkin bir sözleşme imzalandı. Aynı yıl kurulan Ulusu Hükümeti’nin programında “SSCB ile dostane ilişkilerin geliştirilmesine öncelik verilecektir” cümlesine yer verilmişti. 1981’de Türkiye’nin SSCB’ye ihracatı ve 1983’te Türkiye’nin bu ülkeden ithalatı 1924 sonrasındaki en üst düzeye ulaştı. Ocak  1982 Protokolü ile ticaret hacminin yüzde 30 arttırılmasına karar verildi. 1989 Temmuzunda Sınır ve Kıyı Ticareti Anlaşması imzalandı, Sarp Sınır Kapısı ticarete açıldı.

80’li ve 90’lı yıllarda üst düzey ziyaretler sürdü. 1984 sonunda Başbakan Tihonov Ankara’ya gitti. 1991 Şubatında Rusya Başbakanı Silayev Türkiye’yi, bir ay sonra da Cumhurbaşkanı Özal SSCB’yi ziyaret etti. Özal’ın ziyareti sırasında iki ülke arasında 1921 Anlaşması’nın 70. yılında “Dostluk, iyi Komşuluk ve İşbirliği Anlaşması” ve ayrıca “Ticari, Ekonomik, Bilimsel ve Teknik İşbirliği Anlaşması” imzalandı. 1992 Mayısında Başbakan Demirel Rusya ziyaretinde “Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu Arasındaki İlişkilerin  Esasları  Hakkında  Anlaşma”  imzalandı.  24-25  Ekim  1996’da Cumhurbaşkanı  Demirel  Moskova’yı  ziyaret  etti.  15  Aralık  1997’de Başbakan  Çernomirdin’in  ziyareti  sırasında  Mavi  Akım  Anlaşması yapıldı.1999  Kasımında  Başbakan  Ecevit’in  yaptığı  Moskova  ziyaretine karşılık, Rusya Başbakanı Kasyanov 2000 Ekiminde Türkiye’ye  gitti ve Rus tarafının “stratejik ortaklık” talebini dile getirdi. 2001 Kasımında iki ülke dışişleri bakanları “Avrasya işbirliği Eylem Planı” adlı anlaşmayı imzaladılar.

2004’te Dışişleri Bakanı Gül iki kez Moskova’ya gitti. Aynı yılın sonunda Rusya Devlet Başkanı Putin Ankara’yı ziyaret etti. 2006 Haziranı sonunda da Cumhurbaşkanı Sezer, Putin'in davetlisi olarak Moskova'yı ziyaret etti.

Cumhurbaşkanı Sezerin ziyaretinde, her iki lider de Türk-Rus ilişkilerinin son yıllarda başarıyla gelişmesinden duydukları memnuniyeti dile getirdi. 10-15 yıllık ikili ticaretin hızlı gelişimini sayılarla anlatan Sezer ve Putin, 2004 sonundan bu yana siyasi diyalog ve üst düzey görüşmelerin de sevindirici bir düzeye ulaştığını vurguladı. Rusya Federasyonu'nun kuruluşundan sonra bu ülkeyi ziyaret eden ilk Türk Cumhurbaşkanı olan Sezer, konuşmalarında sık sık ''güven'' kavramını kullandı ve iki ülkenin artık ''karşılıklı yarar ve güven temelinde'' , ''gelişmiş, çok boyutlu ortaklık kurma'' yolunda emin adımlarla ilerlediğini savundu. Türkiye'ye Aralık 2004'te yaptığı ziyaret sırasında alınan kararlar temelinde ilişkilerin dinamik biçimde geliştiğini belirten Putin ise son 1.5 yıl içinde 6 kez Rus-Türk zirvesi yapılmasına dikkat çekti. Siyasi-diplomatik ilişkilerin son dönemde ulaştığı düzeyden övgüyle söz eden iki lider, siyasi diyaloğun bugünkü aşamaya gelmesinin öncesinde yaklaşık 15 yıldır ekonomik ve ticari bağların oynadığı rolün altını çizdi. Sezer, 1991'de 1.5 milyar dolar civarında olan karşılıklı ticaret hacminin 2005'te 15 milyara çıktığını, önümüzdeki yıllarda ise 25 milyara çıkacağına inandığını belirtti. Rus-Türk ticaretinin yıllık yüzde 30-45 oranlarında artışlarla ilerlediğini kaydeden Putin ise geçen yıl Türkiye'deki Rus yatırımlarının 200 milyon dolarlık hacme sahip olduğunu, bu yıl 3 milyar dolara ulaştığını ve böylelikle Rusya'daki Türk yatırımlarının düzeyine ulaştığını söyledi.

İşbirliğini geliştirme isteği
Liderler ticaretten turizme, uzay endüstrisinden nükleer enerjiye, ulaşımdan askeri-teknik işbirliğine kadar bir dizi konuda işbirliğini geliştirme isteğini dile getirdiler. Mavi Akım projesi ile Türk-Rus enerji işbirliğinin stratejik adım attığını kaydeden Sezer, Rusya'nın Samsun-Ceyhan'a katılmasına Türkiye'nin özel önem verdiğini bildirdi. Bölgesel ve uluslararası konularda Moskova ile Ankara'nın konumlarının birbirine yakın olduğunu ifade eden Putin, ''Medeniyetler diyaloğu'' sürecini desteklediklerini ve ayrıca Karadeniz'deki çok yönlü işbirliğini güçlendirdiklerini söyledi.

2008'de 'Türkiye yılı'
Kültürel ilişkilerin önemine dikkat çeken Türk ve Rus liderler, 2007'de Türkiye'de ''Rusya yılı'' , 2008'de ise Rusya'da ''Türkiye yılı'' etkinlikleri düzenlenmesini kararlaştırdıklarını açıkladı.

Doğalgaz alışverişi
Son yirmi yılda Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkilerin gelişmesinde doğalgaz alışverişinin özel bir yeri vardır.

18 Eylül 1984 tarihinde imzalanan Doğalgaz Anlaşması, iki ülke arasındaki ticari ve ekonomik ilişkilerin atılım yapmasında ciddi katkıda bulunmuştur. Bu anlaşma ile Sovyet tarafı 1987 yılından başlayarak 25 yıl süreyle Türkiye  Cumhuriyeti’ne  ticari  şartlarla  doğalgaz  sevk  etmeyi  garanti ederken, Türk tarafı da bu süre zarfında doğalgaz ithal etmeyi taahhüt etmiştir. Anlaşma ile doğalgaz bedellerinin Türkiye tarafından serbest döviz şeklinde ödenmesi, Rus tarafının ise, bu ödemeleri “genelde Türk mallarının alımında” kullanması amaçlanmıştır. Ödemenin, Türk tarafının imkanları ve Sovyet dış ticaret kuruluşlarının ihtiyaçlarına göre pamuk, tahıl, et, nebati yağlar, demir ve demirdışı metaller, demir dışı cevherler ve diğer sanayi mamülleri ile yapılması ve bu amaçla tarafların her yıl bir araya gelerek Sovyetler Birliği’ne ihraç edilecek Türk mallarının listesini birlikte saptamaları öngörülmüştür.

Doğalgaz anlaşmasının Türkiye’ye sağladığı önemli fırsatlardan biri de anlaşma çerçevesinde Türk müteahhitlerine Rusya pazarına giriş imkanı sağlamış olmasıdır. 1986 yılında imzalanan 9. Dönem KEK Protokolü’nde, üstlenilecek  projelerin  finansmanının  bir  kısmının  doğalgaz  bedelleri karşılığında  yapılmasına  ilişkin  hükümlere  yer  verilmiştir.  Bu  çerçevede, 1988  yılından  itibaren  doğalgaz  bedellerinin  yüzde  25-30’luk  kısmı müteahhitlik hizmetlerinde kullanılmaya başlanmıştır. Türk müteahhitlik firmaları kısa zamanda kendilerini kanıtlayarak doğalgaz anlaşması dışında da birçok başarıya imza atmıştır.

Türkiye  1984  anlaşmasıyla  batı  boru  hattından  (Ukrayna,  Romanya, Bulgaristan üzerinden) yılda 6 milyar metreküp gaz almaktadır. 1996’da buna  ek  olarak  8  milyar  metreküplük  ikinci  anlaşma  imzalanmıştır. Türkiye’nin  doğalgaz  ihtiyacının  giderek  büyümesi  nedeniyle,  15  Aralık 1997’de yılda 16 milyar metreküp hedefiyle 25 yıllık Mavi Akım anlaşması yapılmıştır. ABD ve bazı iç lobiler tarafından “Rusya’ya bağımlılık yaratacak”, “teknik olarak imkansız” vb. tezlerle karşı çıkılan hat, önemli bölümü İtalyan bankalarından alınan 3,2 milyar dolarlık yatırım sonucu Karadeniz’in altına döşenerek 2002 yılı sonunda açılmıştır.

Rusya’nın son yıllarda en fazla önem verdiği dış projelerden biri Mavi Akım’dır. Deniz altındaki uzunluğu 360 km olan dünyanın en derin (2,1 km derinde) gaz boru hattı, Karadeniz’in altına başarıyla döşenmiştir. İki ülkeyi arada sorun yaratabilecek başka ülkeler olmaksızın birbirine bağlayan Mavi Akım, Rusya’nın başka pazarlara açılması bakımından da önem taşımaktadır.

Mavi Akım anlaşmasının uygulanması, daha sonradan Türkiye’de çeşitli yolsuzluk soruşturmaları ve iç politik kaygılarla zaman zaman tehlikeye girse de iki ülke arasında sağlanan uzlaşma ile projenin devamı güvence altına alınmıştır.

Son  yıllarda  Türkiye  doğalgaz  ihtiyacının  aşağı  yukarı  üçte  ikisini Rusya’dan karşılamaktadır.

Rusya’nın toplam gaz ihracatının yüzde 7’sini gerçekleştirdiği Türkiye, Almanya ve İtalya’dan sonra Gazprom’un en büyük üçüncü müşterisidir. Müteahhitlik: Türk şirketlerinin Rusya Federasyonu’ndaki müteahhitlik hizmetlerinin mali portresi, 2004 verilerine göre alınan 785 proje bedeli olarak yaklaşık 14 milyar dolar düzeyine yükselmiştir. 2005 yılında ise mütahitlerimiz Rusya’da 2,54 milyar dolar değerinde müteahitlik projesi üstlenmiştir. Doğalgaz hesabıyla alınan büyük çaplı işlerle pazara giren müteahhitlerimiz birçok önemli ve kalıcı projeye imza atmıştır. İnşaat kalitesi, süresi ve maliyetiyle pazarda söz sahibi olan Türk müteahhitleri,  Rusya’da  Türk  imajının  güçlenmesine  önemli  katkılarda bulunmuştur.

Rusya’daki  1998  mali  krizinden  sonra  devletin  kamu  ihalelerinden vazgeçmesinin ardından Türk müteahhitlerinin özel sektöre yönelmeleri, zaman zaman riskli işbirliği modellerini gündeme getirerek başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Ayrıca yabancı işgücü sınırlamalarına bağlı olarak Türk firmalarının en büyük avantajı olan Türk işçisi kullanabilme şansı da azalmıştır. Siyasi istikrarın sağlanmasının ve hükümetin yeni ekonomik reformları hayata geçirmeye başlamasının ardından, yabancı firmalar için kamu ve özel sektör alanlarında, yeni rekabet şartlarında da olsa, tekrar önemli fırsatlar doğmaktadır.

Burada şunu da ekleyelim: Rus tarafı müteahhitlik alanında Türkiye’de yalnızca 400 milyon dolarlık proje gerçekleştirdiğinden ve bu konuda arada çok büyük bir dengesizlik olduğundan yakınmaktadır. Bu bağlamda Türk müteahhitlerinin RF’deki iş potansiyeli ve hacmi de dikkate alınarak, Türkiye’deki bazı alt yapı projelerinin Rus müteahhitlik firmalarına veya bunların Türk firmalarıyla kuracağı konsorsiyumlara verilmesinin, işbirliğinin geliştirilmesinde önemli bir unsur olacağı ortadadır. Ayrıca, ülkemizde finansman sıkıntısı duyulan bazı kamu ve alt yapı projelerinin de, Rus firmalarına “ihraç ürünlerimiz” karşılığı teklif edilmesi de yeni perspektifler sunabilecektir.

Bavul Ticareti
Rusya Federasyonu’nun içinde bulunduğu ekonomik şartların etkisi ile dış ticarette ortaya çıkan bir ekonomik ilişki şekli de “bavul ticareti”dir. Bavul ticareti, basit şekliyle, Rus vatandaşlarınca tüketim mallarının yurtdışından satın alınmasını, yolcu beraberinde ülkeye getirilmesini ve satılmasını içermektedir.

Bu uygulama, 1993 yılından başlayarak Ağustos 1998 ekonomik krizine kadar önemli bir ticaret şekli olmaya devam etmiştir. Ülkede özellikle alım gücü düşük olan halkın temel gereksinimleri bu yolla karşılanmıştır.

“Bavul ticareti” ile iştigal eden kişilerin bu ticareti gerçekleştirdikleri ana ülkelerden birisi Türkiye olmuştur. Ancak 1998 Ağustos ayındaki ekonomik kriz ve Rus makamlarının gümrük vergisi kayıplarını önleme amacıyla bu ticareti kontrol altına alma yönündeki uygulamaları sonucunda son yıllarda bavul ticaretinin hacmi önemli ölçüde azalmıştır. Türk-Rus bavul ticaretinin hacmi 1996’da 8,8 milyar dolarken 2003’te bazı verilere göre 3,8 milyar dolara, bazılarına göre ise 1 milyar doların altına kadar düşmüştür.

Rusya  Federasyonu’nun  halen  üyelik  çalışmalarını  aktif  biçimde sürdürdüğü Dünya Ticaret Örgütü’nün normları arasında bavul ticaretinin yeri bulunmamaktadır. Ayrıca bavul ticareti ile gümrük vergisi ödenmeksizin ülkeye giriş yapan mallar, yeni yeni gelişen yerli üreticinin tepkisine neden olmaktadır. Sonuç olarak Rusya Federasyonu’nun, ülkemizi de yakından ilgilendiren bavul ticaretine giderek son vereceği çeşitli resmi açıklama ve uygulamalarla  net  olarak  belirginleştiğinden  dolayı,  bu  konuda  “ricacı olmak” yerine, “yerinde üretim ve ticaret yapmak” da içinde, yeni koşullara uygun davranmak gerektiği çoktan beri ortadadır.

Rusya’daki Türk yatırımları
Rusya pazarını daha ciddi olarak değerlendiren ve pazarda uzun vadede kalıcı olmaya kararlı Türk firmalarının yapmış olduğu yatırımlar giderek artmaktadır. TC Moskova Ticaret Müşavirliği’nin 2004 yılı ortalarındaki verilerine göre, Rusya Federasyonu’nda Türk sermayeli veya Rus ortaklı 300’den fazla  Türk  şirketi  faaliyet  göstermekte,  yatırımlar  inşaat,  turizm,  tekstil, bankacılık ve ticaret alanlarında yoğunlaşmaktadır.

Anadolu Endüstri Holding, Moskova ve Rostov’da bulunan fabrikalarında  üretimini  gerçekleştirdiği  Efes  Pilsen  ve  Starıy  Melnik  markalarıyla Rusya  bira  pazarından  yüzde  3,5  civarında  pay  almayı  başarmıştır. Grubun toplam yatırım tutarı ikinci bira fabrikasıyla birlikte 125 milyon dolara ulaşmıştır.

Enka İnşaat ve Sanayi A.Ş. tarafından Moskova’da gerçekleştirilen işyeri, mağaza ve konut yatırımları arasında Enka-Kızıl Tepeler ofis kompleksi projesine şirket 62,5 milyon dolarlık sermaye ile yüzde 52 oranında ortaktır. şirketin 1991-2004 yılları arasında emlak pazarında gerçekleştirdiği yatırım tutarı 150 milyon dolardır.

Koç  ve  Enka’nın  ortaklığına  dayanan  ve  1997’den  itibaren  faaliyet gösteren    Ramstore    market    ve    alışveriş    merkezlerinin    Rusya Federasyonu’ndaki sayısı 27’ye yükselmiştir. Ramstore mağazalarına yapılan yatırımların toplamının 350 milyon dolara ulaştığı tahmin edilmektedir.

Şişecam kuruluşlarından Anadolu Cam Sanayii A.Ş. tarafından Vladimir bölgesi Gorohovets şehrinde inşa edilen cam ambalaj tesisinin ilk kısmı 26 milyon dolarlık yatırımla 2002’de tamamlanmıştır. İkinci kısım yatırımı için harcanan  22  milyon  dolarla  birlikte  yatırım  miktarı  48  milyon  dolara ulaşmıştır.Şirket, eylül 2006’da da Rusya Federasyonu’na bağlı özerk cumhuriyet Başkortostan’ın başkenti Ufa’da 78 milyon dolar yatırımla yılda toplam 240 bin ton cam ambalaj üretim kapasitesine sahip fabrikasını faliyete geçirdi. Anadolu Cam, önümüzdeki 2-3 yıllık dönemde gerek şirket satın alarak, gerekse yeni fabrika yatırımları yaparak toplam üretim kapasitesini yılda 1.4 milyon tona, toplam cirosunu ise 400 milyon dolara taşımayı planlıyor.

TOBB ve TİM tarafından kurulan TOBTİM Uluslararası Ticaret Merkezleri A.Ş.  tarafından  Moskova’da  Türk  ihraç  ürünlerinin  sergileneceği  ve pazarlanacağı bir merkez olarak TOBTİM Türk Ticaret Merkezi’nin yapımı sürdürülmektedir. Merkezin yatırım bedeli 56 milyon dolardır.

Zorlu  Holding’in  Rusya’daki  ilk  yatırımı  kapsamında,  Türk  Vestel Elektronik Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından Aleksandrov kentinde televizyon fabrikası kurulması için 2003 yılında 15 milyon dolarlık yatırım yapmıştır. Fabrika tamamlandığında, 40 milyon dolarlık yatırım ile yıllık 2 milyon tele- vizyon üretim kapasitesine sahip olacaktır.

Moskova’nın yaklaşık 100 km güneyinde bulunan Serpuhov şehrinde bir Türk  şirketine  ait  olan  Rockland  Ayakkabı  Fabrikası  2004  Mayısında faaliyete geçmiştir. Ayakkabı fabrikası için yapılan yatırım 6,5 milyon dolar seviyesindedir, şirket 2006 yılına kadar ayakkabı üretimini yıllık 1,5 milyon çifte çıkarmayı hedeflemiştir.

Levent Kimya Sanayi A.Ş. tarafından Moskova’ya 80 km. uzaklıkta olan Klin şehrinde ev ve endüstriyel temizlik maddeleri üretimi yapmak üzere kurulan fabrika 2004 ortalarında faaliyete  geçmiştir. Şirket fabrika için 2 milyon dolarlık bir yatırım gerçekleştirmiştir.

Rusya Federasyonu’nda faaliyet gösteren beş Türk bankası bulunmaktadır. Bunlar Yapı Kredi Bank Moscow, Garanti Bank Moscow, Finansbank, Ziraat Bankası ve Denizbank’tır. Beş bankanın toplam sermayeleri 75 milyon dolar civarındadır.

Başlıcaları  yukarıda  kısaca  özetlenenler  ve  muhtelif  perakende  satış mağazaları, showroom ve ofis yatırımları ile birlikte Rusya Federasyonu’ndaki Türk  yatırımlarının 2 milyar dolar civarında olduğu tahmin edilmektedir.

2004 yılı ortası verilerine göre, Rusya, Türkiye’nin ihracatında 8. sırada, ithalatında ise 2. sırada geliyordu. (2003’te sırasıyla 8. ve 3. idi.) Türkiye ise, 2003 verilerine göre Rusya’nın dış ticaretinde yüzde 3’lük bir payla 13. sırada. (İhracatta 9., ithalatta ise 17. ülke durumunda.) TC Moskova Ticaret Müşavirliği’nden edinilen aşağıdaki tablonun da gösterdiği gibi Türkiye’nin ihracat rakamı ithalatından epeyce az. Buna kayıtsız ticareti eklersek muhtemelen Rusya’nın dış ticaretinde Türkiye’nin ilk ona girdiği söylenebilir.

2006 yılına gelindiğinde ise Rusya Türkiye'nin ithalatında 1.sırayı aldı. Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) açıkladığı dış ticaret verilerine göre, 2006 yılı Ocak-Mayıs döneminde en fazla ithalatın yapıldığı ülke 6 milyar 470 milyon dolarla Rusya 1. oldu. Türkiye Rusya’nın ihracatında 2005 yılında RF Federal Gümrük Servisi verilerine göre; 10.860 milyar dolar %4,50’lik bir payla 6.sırada, ithalatinda ise 1.732 milyar dolar ile 17. sırada geliyor.

Rusya Federasyonu’na ihraç edilen malların 2003 yılı verileri ile kompozisyonu  incelendiğinde  ortaya  çıkan  tabloda;  demir-çelik  ürünleri yüzde 9,7, giyim eşyaları (deri, kösele ve kürkten yapılanlar dahil) yüzde 12,5, sebze ve meyvalar yüzde 12,2, tekstil elyafları yüzde 11,5, kara ulaşım  araçları  yüzde  6,3  paya  sahip  olarak  gözükmektedirler. 

Rusya pazarına yönelik ihracatımızı, demir-çelik ürünleri hariç tutulduğunda, ağırlıklı olarak fiyat elastikiyetleri yüksek tüketim malları oluşturmaktadır. Rusya’dan ithalatımız ise ağırlıklı olarak enerji ürünleri ve ham maddelerden meydana gelmektedir. 2002 yılı verilerine göre, Rusya’dan ithalatımızın kompozisyonunun doğalgaz (yüzde 34,8), ham petrol (yüzde 27,2), demir- çelik ürünleri (yüzde 8,7), taşkömürü (yüzde 7,1) demir dışı metaller (yüzde 6,4)  şeklinde  gerçekleştiği  görülmektedir.  Bir  başka  ifade  ile  Rusya Federasyonu’ndan ithalatımızın genel hatlarını fiyat elastikiyeti düşük ürünler oluşturmaktadır.

Turizm, kültürel ve insani ilişkiler
Rusya yurttaşlarının yurtdışı tatil mekanları arasında birinci sırada Türkiye gelmektedir. 1999’da Rusya’dan Türkiye’ye giden turist sayısı 438.719, 2000’de 676.958, 2001’de 757.446, 2002’de ise 945.000 kişi olmuştu.

2003’de Türkiye’ye giden toplam 13 milyon 958 bin 45 yabancı turist arasında Almanya geleneksel olarak ilk sıradayken (3,3 milyon kişi, önceki yıla göre yüzde 4,4 azaldı) Rusya ikinci sıradadır (1 milyon 258 bin 964 kişi, önceki yıla göre yüzde 33 arttı).

Rus Banko Ajansı’na göre, Rusların tüm dünya çapındaki tatil tercihlerine bakıldığında, 2003 yazında Türkiye’nin pazar payı yüzde 27,2 ile rekor bir orana  ulaşmıştır.  Türkiye’den  sonra  gelen  Mısır’ın  payı  yüzde  8,2, İspanya’nınki yüzde 7,7 olmuştur. Türkiye’nin Rusya’dan sağladığı turizm geliri yaklaşık olarak 1 milyar dolar seviyesinde tahmin edilmektedir.

Rusya Federal İstatistik Merkezi Rosstat’ın 2005 yılına ilişkin turizm verilerine göre,  yurt dışına turizm amaçlı olarak 6 milyon 784 bin Rusya Federasyonu vatandaşının 1 milyon 562 bin 600’ü Türkiye’yi ziyaret etti. Buna göre, Türkiye Rus turistlerin en çok tercih ettikleri ülke sıralamasında birinci oldu.

Son 15-20 yılda gelişen ticari ilişkiler, “bavul turizmi”, Soçi’nin pabucunu dama  atarak  artık  “Rus  tatil  beldesi”  olarak  adlandırılmaya  başlanan Antalya’ya Rus turist akını, ve benzeri gelişmeler, yüzyıllardır komşu olan iki ülke  halklarının  yakınlaşması  bakımından  siyasi-diplomatik  ilişkilerin beceremediğini gerçekleştirmiştir. Artık Ruslar için Türkiye, Türkler için Rusya “Kaf Dağı’nın ardında” karanlık ve bilinemez yerler değildir. Elbette iki ülke insanlarının geçmişin önyargılarından arınarak her zaman birbirlerini kolayca anladığını söylemek zordur. Ama artık halklar birbirini 80’lerin, hatta 90’ların ortalarına göre daha iyi tanımaktadır. Bu tanışma sürecinde binlerce Türk-Rus ortak ailesi kurulmuş ve uluslararası yakınlaşmanın en kalıcı örneği olan çocuklar doğmuştur. Tarkan ve başka Türk şarkıcıların melodileri Rusya gençliğinin hayatının doğal bir parçası olmuştur; Ramstore ve Efes gibi markalar Rusya’daki alışveriş alışkanlıklarına damgasını vurmuştur. Türk tiyatro, opera ve baleleri Rus eserlerle doludur; 2004’ten başlayarak yalnızca yüksek öğrenimde değil, ilköğretim okulları ve liselerde de Rusça resmi yabancı dil olarak okutulmaktadır.

Ayrıca sosyalist devrim sonrasında ülkesinden kaçan yaklaşık 200 bin Rusun Türkiye’ye gittiği, bir bölümün oraya yerleşerek başta İstanbul olmak üzere  bulundukları  yerlerin  kültürel  hayatını  zenginleştirdikleri,  bunların bazılarının ve eserlerinin bugün de varlıklarını sürdürdüğü de unutulmamalıdır.

Türkiye’nin yeni iş kapısı Rusya olmuştur. Son yıllarda Rusya, Almanya ve Suudi Arabistan ile birlikte en çok Türk işçisinin gittiği ülkelerdendir. Rusya’ya yılda 10 bin civarında Türk işçisi gitmektedir.

TC Çalışma Bakanlığı’na bağlı Dış İlişkiler ve Yurtdışı İşçi Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre, yurtdışındaki toplam 3,5 milyon Türk vatandaşı (2 milyonu Almanya’da) içinde Rusya Federasyonu’nda 30 bin TC yurttaşı  yaşamaktadır.  (Rus  Argumentı  i  Faktı  gazetesi,  resmi  verilere  göre Rusya’da 5 bin kadar Türk’ün yaşadığını, 2001’de 39 bin TC vatandaşının Rusya’ya giriş vizesi aldığını yazmıştı.)
RF İstatistik Komitesi’ne göre 2003’te Rusya’ya giriş yapan yabancı turist sıralamasında Türkiye 30 bin 673 kişi ile (2002’de 19 bin 142 idi) 14. sırada gelmiştir. Bir başka kaynağa göre, Rusya’ya gelen yabancılar sıralamasında Türkiye 6. sıradadır (2003 yılında 13.657 Türkiye yurttaşı Rusya’ya giriş yaptı.)

Rusya  ve  Türkiye  halklarının  son  dönemde  birbirini  tanıma  yolunda önemli yol kat etmesine karşın, geçmişin şablonlarıyla mücadele etmek gerektiği açıktır. Bunun yolu daha fazla ticaret, turizm, kültürel ve insani ilişkidir. Siyasi bağların geliştirilmesidir. Karşılıklı çıkarların gözetilmesi ve uzun  vadeli  yaklaşım  ilkelerine,  ilişkilerin  her  aşamasında  özen  gösterilebilmesidir.

 

 
RF ihracat
RF ithalat
 
2002
2003
2002
2003
TÜRKİYE
3 358 368
4 811 328
728 857
928 364

 



need flash plugin version 8.0.0.0 or never

need flash plugin version 8.0.0.0 or never

need flash plugin version 8.0.0.0 or never



need flash plugin version 8.0.0.0 or never



Mizah

Mizah Son dakika haberleri




Kayıt ol







2010 © RUSYA ONLINE. Tüm hakları saklıdır

2010 © Tasarım ve Programlama CCCMOS DESIGN GROUP