|
|
![]() |
![]() |
Arama |
|
Ana sayfa >
Türkiye-Rusya
need flash plugin version 8.0.0.0 or never
![]() Türkiye ile Rusya arasında yüzyıllardır süren ilişkiler (Rusya’nın İstanbul’a ilk olarak büyükelçi atadığı 1497 yılı, diplomatik ilişkilerin başlangıç tarihi olarak kabul edilir) içinde çeşitli inişler ve çıkışlar yaşanmıştır. Rus-Türk savaşları ve XX. yüzyılın Soğuk savaş dönemi, iki ülke arasındaki komşuluğu zedeleyen faktörlerdendir. Ulusal Kurtuluş savaşı dönemindeki Türk-Sovyet dostluğu ve özellikle son 15-20 yıl içindeki ekonomik-ticari işbirliği ise, tersine, iyi ilişkilere verilecek örneklerle doludur. Atatürk dönemi
Kurtuluş savaşının ilk mali yardımını gönderen Sovyetler, 11 milyon altın ruble, 100 bin lira değerinde altın külçe ve önemli miktarda silah yardımı yaptı. Kurtuluş savaşından sonra da iki ülke arasındaki iyi ilişkiler sürdü. 1924 Nisanında Ankara’da Sovyet sanayi ürünlerinden oluşan bir sergi açıldı, 1925 yılında da Ruskombank Ankara’da faaliyete geçti. Yine aynı yıl, Sovyet tarım uzmanları pamuk üretimi konusunda yardımcı olmak amacıyla Çukurova’da incelemelerde bulundu. 11 Mart 1927’de imzalanan Ticaret Anlaşması ile ticari ilişkiler ve temsilcilikler konuları düzenlendi. 1932-1938 yılları arasında uygulanan Birinci Beş Yıllık Plan’da Sovyet uzmanların hazırladığı rapordan yararlanılmış ve bu dönemde Sovyet makine ve teknisyenleri ile Kayseri ve Nazilli tekstil fabrikaları kurulmuştur. Böylece Türk tekstil sanayiinin temelleri atılmıştır. 1934 yılında imzalanan kredi antlaşması ile Birinci Beş Yıllık Plan için gerekli dış kaynak da SSCB’den sağlanmıştır.
Bu yıllarda siyasi ilişkiler de gelişmeye devam etti. 17 Aralık 1925’de iki ülke arasında Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşması imzalandı. 1929 Aralığında ve 1931 Kasımında dönemin Sovyet Dışişleri Bakanı Litvinov’un Ankara’ya, 1930 Eylülünde Türk meslektaşı Tevfik Rüştü Bey’in Moskova’ya gitmesi, 25 Nisan-10 Mayıs 1932 tarihleri arasında Başbakan İnönü’nün SSCB’yi ziyaret etmesi, bu alanda önemli aşamalar oldu. Türkiye Cumhuriyeti’nin 10. yıl kutlamaları törenine giden SSCB Savunma ve Deniz Kuvvetleri Komiseri General Voroşilov başkanlığındaki Sovyet askeri heyeti Atatürk tarafından sıcak bir ilgiyle karşılandı. Aynı yılın sonunda Litvinov, SSCB’nin yabancı devletlerle geliştirdiği başarılı ilişkilere örnek olarak Türkiye ile olan durumu gösterdi. Soğukluk dönemi ve buzların çözülmesi 1953 yılında Stalin’in ölümü ile Sovyetler Birliği’nin Boğazlar’la ilgili Montreux Anlaşması’nı tanıması ve bütün taleplerinden vazgeçtiğini bildirmesi, iki ülke arasındaki ilişkilerin tekrar canlandırılmasına imkan sağladı. SSCB 1954’ten başlayarak İzmir Uluslararası Fuarı’na katılmaya başladı. 1950’lerin sonunda Sovyet kredisi ile Çayırova Cam Fabrikası’nın kuruluşu gerçekleştirildi. 1964 yılından sonra siyasi ilişkilerde izlenen iyileşme ekonomik alana da yansıdı. 25 Mart 1967 yılında iki ülke arasında imzalanan Ekonomik-Teknik İşbirliği Anlaşması özel bir anlam taşımaktaydı. “TC ile SSCB Arasında Bazı Sınai Tesislerin Kurulması için Sovyetler Birliği Tarafından Türkiye’ye Teslim Edilecek Teçhizat ve Malzeme ile Sağlanacak Teknik Hizmetlere ve Bunlarla ilgili Ödeme şartlarına Dair Anlaşma” ile Sovyetler Birliği tarafından 200 milyon Amerikan doları tutarında proje kredisi verildi. Anlaşma ile şu tesislerin kurulması sağlanmıştır: İskenderun Demir Çelik Tesisleri, Seydişehir Alüminyum Fabrikası, Aliağa Petrol Rafinerisi, Bandırma Asit Sülfürük Fabrikası, Artvin Levha Fabrikası. Söz konusu tesisler ülkemizin önemli ağır sanayi tesisleri içerisinde yer almaktadır.
Mart 1981’de Seydişehir Alüminyum Fabrikası’nın geliştirilmesine ilişkin bir sözleşme imzalandı. Aynı yıl kurulan Ulusu Hükümeti’nin programında “SSCB ile dostane ilişkilerin geliştirilmesine öncelik verilecektir” cümlesine yer verilmişti. 1981’de Türkiye’nin SSCB’ye ihracatı ve 1983’te Türkiye’nin bu ülkeden ithalatı 1924 sonrasındaki en üst düzeye ulaştı. Ocak 1982 Protokolü ile ticaret hacminin yüzde 30 arttırılmasına karar verildi. 1989 Temmuzunda Sınır ve Kıyı Ticareti Anlaşması imzalandı, Sarp Sınır Kapısı ticarete açıldı. 80’li ve 90’lı yıllarda üst düzey ziyaretler sürdü. 1984 sonunda Başbakan Tihonov Ankara’ya gitti. 1991 Şubatında Rusya Başbakanı Silayev Türkiye’yi, bir ay sonra da Cumhurbaşkanı Özal SSCB’yi ziyaret etti. Özal’ın ziyareti sırasında iki ülke arasında 1921 Anlaşması’nın 70. yılında “Dostluk, iyi Komşuluk ve İşbirliği Anlaşması” ve ayrıca “Ticari, Ekonomik, Bilimsel ve Teknik İşbirliği Anlaşması” imzalandı. 1992 Mayısında Başbakan Demirel Rusya ziyaretinde “Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu Arasındaki İlişkilerin Esasları Hakkında Anlaşma” imzalandı. 24-25 Ekim 1996’da Cumhurbaşkanı Demirel Moskova’yı ziyaret etti. 15 Aralık 1997’de Başbakan Çernomirdin’in ziyareti sırasında Mavi Akım Anlaşması yapıldı.1999 Kasımında Başbakan Ecevit’in yaptığı Moskova ziyaretine karşılık, Rusya Başbakanı Kasyanov 2000 Ekiminde Türkiye’ye gitti ve Rus tarafının “stratejik ortaklık” talebini dile getirdi. 2001 Kasımında iki ülke dışişleri bakanları “Avrasya işbirliği Eylem Planı” adlı anlaşmayı imzaladılar. 2004’te Dışişleri Bakanı Gül iki kez Moskova’ya gitti. Aynı yılın sonunda Rusya Devlet Başkanı Putin Ankara’yı ziyaret etti. 2006 Haziranı sonunda da Cumhurbaşkanı Sezer, Putin'in davetlisi olarak Moskova'yı ziyaret etti. Cumhurbaşkanı Sezerin ziyaretinde, her iki lider de Türk-Rus ilişkilerinin son yıllarda başarıyla gelişmesinden duydukları memnuniyeti dile getirdi. 10-15 yıllık ikili ticaretin hızlı gelişimini sayılarla anlatan Sezer ve Putin, 2004 sonundan bu yana siyasi diyalog ve üst düzey görüşmelerin de sevindirici bir düzeye ulaştığını vurguladı. Rusya Federasyonu'nun kuruluşundan sonra bu ülkeyi ziyaret eden ilk Türk Cumhurbaşkanı olan Sezer, konuşmalarında sık sık ''güven'' kavramını kullandı ve iki ülkenin artık ''karşılıklı yarar ve güven temelinde'' , ''gelişmiş, çok boyutlu ortaklık kurma'' yolunda emin adımlarla ilerlediğini savundu. Türkiye'ye Aralık 2004'te yaptığı ziyaret sırasında alınan kararlar temelinde ilişkilerin dinamik biçimde geliştiğini belirten Putin ise son 1.5 yıl içinde 6 kez Rus-Türk zirvesi yapılmasına dikkat çekti. Siyasi-diplomatik ilişkilerin son dönemde ulaştığı düzeyden övgüyle söz eden iki lider, siyasi diyaloğun bugünkü aşamaya gelmesinin öncesinde yaklaşık 15 yıldır ekonomik ve ticari bağların oynadığı rolün altını çizdi. Sezer, 1991'de 1.5 milyar dolar civarında olan karşılıklı ticaret hacminin 2005'te 15 milyara çıktığını, önümüzdeki yıllarda ise 25 milyara çıkacağına inandığını belirtti. Rus-Türk ticaretinin yıllık yüzde 30-45 oranlarında artışlarla ilerlediğini kaydeden Putin ise geçen yıl Türkiye'deki Rus yatırımlarının 200 milyon dolarlık hacme sahip olduğunu, bu yıl 3 milyar dolara ulaştığını ve böylelikle Rusya'daki Türk yatırımlarının düzeyine ulaştığını söyledi. İşbirliğini geliştirme isteği 2008'de 'Türkiye yılı' Doğalgaz alışverişi
Doğalgaz anlaşmasının Türkiye’ye sağladığı önemli fırsatlardan biri de anlaşma çerçevesinde Türk müteahhitlerine Rusya pazarına giriş imkanı sağlamış olmasıdır. 1986 yılında imzalanan 9. Dönem KEK Protokolü’nde, üstlenilecek projelerin finansmanının bir kısmının doğalgaz bedelleri karşılığında yapılmasına ilişkin hükümlere yer verilmiştir. Bu çerçevede, 1988 yılından itibaren doğalgaz bedellerinin yüzde 25-30’luk kısmı müteahhitlik hizmetlerinde kullanılmaya başlanmıştır. Türk müteahhitlik firmaları kısa zamanda kendilerini kanıtlayarak doğalgaz anlaşması dışında da birçok başarıya imza atmıştır.
Rusya’nın son yıllarda en fazla önem verdiği dış projelerden biri Mavi Akım’dır. Deniz altındaki uzunluğu 360 km olan dünyanın en derin (2,1 km derinde) gaz boru hattı, Karadeniz’in altına başarıyla döşenmiştir. İki ülkeyi arada sorun yaratabilecek başka ülkeler olmaksızın birbirine bağlayan Mavi Akım, Rusya’nın başka pazarlara açılması bakımından da önem taşımaktadır. Mavi Akım anlaşmasının uygulanması, daha sonradan Türkiye’de çeşitli yolsuzluk soruşturmaları ve iç politik kaygılarla zaman zaman tehlikeye girse de iki ülke arasında sağlanan uzlaşma ile projenin devamı güvence altına alınmıştır. Son yıllarda Türkiye doğalgaz ihtiyacının aşağı yukarı üçte ikisini Rusya’dan karşılamaktadır.
Rusya’daki 1998 mali krizinden sonra devletin kamu ihalelerinden vazgeçmesinin ardından Türk müteahhitlerinin özel sektöre yönelmeleri, zaman zaman riskli işbirliği modellerini gündeme getirerek başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Ayrıca yabancı işgücü sınırlamalarına bağlı olarak Türk firmalarının en büyük avantajı olan Türk işçisi kullanabilme şansı da azalmıştır. Siyasi istikrarın sağlanmasının ve hükümetin yeni ekonomik reformları hayata geçirmeye başlamasının ardından, yabancı firmalar için kamu ve özel sektör alanlarında, yeni rekabet şartlarında da olsa, tekrar önemli fırsatlar doğmaktadır. Burada şunu da ekleyelim: Rus tarafı müteahhitlik alanında Türkiye’de yalnızca 400 milyon dolarlık proje gerçekleştirdiğinden ve bu konuda arada çok büyük bir dengesizlik olduğundan yakınmaktadır. Bu bağlamda Türk müteahhitlerinin RF’deki iş potansiyeli ve hacmi de dikkate alınarak, Türkiye’deki bazı alt yapı projelerinin Rus müteahhitlik firmalarına veya bunların Türk firmalarıyla kuracağı konsorsiyumlara verilmesinin, işbirliğinin geliştirilmesinde önemli bir unsur olacağı ortadadır. Ayrıca, ülkemizde finansman sıkıntısı duyulan bazı kamu ve alt yapı projelerinin de, Rus firmalarına “ihraç ürünlerimiz” karşılığı teklif edilmesi de yeni perspektifler sunabilecektir. Bavul Ticareti
“Bavul ticareti” ile iştigal eden kişilerin bu ticareti gerçekleştirdikleri ana ülkelerden birisi Türkiye olmuştur. Ancak 1998 Ağustos ayındaki ekonomik kriz ve Rus makamlarının gümrük vergisi kayıplarını önleme amacıyla bu ticareti kontrol altına alma yönündeki uygulamaları sonucunda son yıllarda bavul ticaretinin hacmi önemli ölçüde azalmıştır. Türk-Rus bavul ticaretinin hacmi 1996’da 8,8 milyar dolarken 2003’te bazı verilere göre 3,8 milyar dolara, bazılarına göre ise 1 milyar doların altına kadar düşmüştür. Rusya Federasyonu’nun halen üyelik çalışmalarını aktif biçimde sürdürdüğü Dünya Ticaret Örgütü’nün normları arasında bavul ticaretinin yeri bulunmamaktadır. Ayrıca bavul ticareti ile gümrük vergisi ödenmeksizin ülkeye giriş yapan mallar, yeni yeni gelişen yerli üreticinin tepkisine neden olmaktadır. Sonuç olarak Rusya Federasyonu’nun, ülkemizi de yakından ilgilendiren bavul ticaretine giderek son vereceği çeşitli resmi açıklama ve uygulamalarla net olarak belirginleştiğinden dolayı, bu konuda “ricacı olmak” yerine, “yerinde üretim ve ticaret yapmak” da içinde, yeni koşullara uygun davranmak gerektiği çoktan beri ortadadır. Rusya’daki Türk yatırımları Anadolu Endüstri Holding, Moskova ve Rostov’da bulunan fabrikalarında üretimini gerçekleştirdiği Efes Pilsen ve Starıy Melnik markalarıyla Rusya bira pazarından yüzde 3,5 civarında pay almayı başarmıştır. Grubun toplam yatırım tutarı ikinci bira fabrikasıyla birlikte 125 milyon dolara ulaşmıştır. Enka İnşaat ve Sanayi A.Ş. tarafından Moskova’da gerçekleştirilen işyeri, mağaza ve konut yatırımları arasında Enka-Kızıl Tepeler ofis kompleksi projesine şirket 62,5 milyon dolarlık sermaye ile yüzde 52 oranında ortaktır. şirketin 1991-2004 yılları arasında emlak pazarında gerçekleştirdiği yatırım tutarı 150 milyon dolardır.
Şişecam kuruluşlarından Anadolu Cam Sanayii A.Ş. tarafından Vladimir bölgesi Gorohovets şehrinde inşa edilen cam ambalaj tesisinin ilk kısmı 26 milyon dolarlık yatırımla 2002’de tamamlanmıştır. İkinci kısım yatırımı için harcanan 22 milyon dolarla birlikte yatırım miktarı 48 milyon dolara ulaşmıştır.Şirket, eylül 2006’da da Rusya Federasyonu’na bağlı özerk cumhuriyet Başkortostan’ın başkenti Ufa’da 78 milyon dolar yatırımla yılda toplam 240 bin ton cam ambalaj üretim kapasitesine sahip fabrikasını faliyete geçirdi. Anadolu Cam, önümüzdeki 2-3 yıllık dönemde gerek şirket satın alarak, gerekse yeni fabrika yatırımları yaparak toplam üretim kapasitesini yılda 1.4 milyon tona, toplam cirosunu ise 400 milyon dolara taşımayı planlıyor. TOBB ve TİM tarafından kurulan TOBTİM Uluslararası Ticaret Merkezleri A.Ş. tarafından Moskova’da Türk ihraç ürünlerinin sergileneceği ve pazarlanacağı bir merkez olarak TOBTİM Türk Ticaret Merkezi’nin yapımı sürdürülmektedir. Merkezin yatırım bedeli 56 milyon dolardır. Zorlu Holding’in Rusya’daki ilk yatırımı kapsamında, Türk Vestel Elektronik Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından Aleksandrov kentinde televizyon fabrikası kurulması için 2003 yılında 15 milyon dolarlık yatırım yapmıştır. Fabrika tamamlandığında, 40 milyon dolarlık yatırım ile yıllık 2 milyon tele- vizyon üretim kapasitesine sahip olacaktır. Moskova’nın yaklaşık 100 km güneyinde bulunan Serpuhov şehrinde bir Türk şirketine ait olan Rockland Ayakkabı Fabrikası 2004 Mayısında faaliyete geçmiştir. Ayakkabı fabrikası için yapılan yatırım 6,5 milyon dolar seviyesindedir, şirket 2006 yılına kadar ayakkabı üretimini yıllık 1,5 milyon çifte çıkarmayı hedeflemiştir. Levent Kimya Sanayi A.Ş. tarafından Moskova’ya 80 km. uzaklıkta olan Klin şehrinde ev ve endüstriyel temizlik maddeleri üretimi yapmak üzere kurulan fabrika 2004 ortalarında faaliyete geçmiştir. Şirket fabrika için 2 milyon dolarlık bir yatırım gerçekleştirmiştir. Rusya Federasyonu’nda faaliyet gösteren beş Türk bankası bulunmaktadır. Bunlar Yapı Kredi Bank Moscow, Garanti Bank Moscow, Finansbank, Ziraat Bankası ve Denizbank’tır. Beş bankanın toplam sermayeleri 75 milyon dolar civarındadır. Başlıcaları yukarıda kısaca özetlenenler ve muhtelif perakende satış mağazaları, showroom ve ofis yatırımları ile birlikte Rusya Federasyonu’ndaki Türk yatırımlarının 2 milyar dolar civarında olduğu tahmin edilmektedir. 2004 yılı ortası verilerine göre, Rusya, Türkiye’nin ihracatında 8. sırada, ithalatında ise 2. sırada geliyordu. (2003’te sırasıyla 8. ve 3. idi.) Türkiye ise, 2003 verilerine göre Rusya’nın dış ticaretinde yüzde 3’lük bir payla 13. sırada. (İhracatta 9., ithalatta ise 17. ülke durumunda.) TC Moskova Ticaret Müşavirliği’nden edinilen aşağıdaki tablonun da gösterdiği gibi Türkiye’nin ihracat rakamı ithalatından epeyce az. Buna kayıtsız ticareti eklersek muhtemelen Rusya’nın dış ticaretinde Türkiye’nin ilk ona girdiği söylenebilir. 2006 yılına gelindiğinde ise Rusya Türkiye'nin ithalatında 1.sırayı aldı. Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) açıkladığı dış ticaret verilerine göre, 2006 yılı Ocak-Mayıs döneminde en fazla ithalatın yapıldığı ülke 6 milyar 470 milyon dolarla Rusya 1. oldu. Türkiye Rusya’nın ihracatında 2005 yılında RF Federal Gümrük Servisi verilerine göre; 10.860 milyar dolar %4,50’lik bir payla 6.sırada, ithalatinda ise 1.732 milyar dolar ile 17. sırada geliyor. Rusya Federasyonu’na ihraç edilen malların 2003 yılı verileri ile kompozisyonu incelendiğinde ortaya çıkan tabloda; demir-çelik ürünleri yüzde 9,7, giyim eşyaları (deri, kösele ve kürkten yapılanlar dahil) yüzde 12,5, sebze ve meyvalar yüzde 12,2, tekstil elyafları yüzde 11,5, kara ulaşım araçları yüzde 6,3 paya sahip olarak gözükmektedirler. Rusya pazarına yönelik ihracatımızı, demir-çelik ürünleri hariç tutulduğunda, ağırlıklı olarak fiyat elastikiyetleri yüksek tüketim malları oluşturmaktadır. Rusya’dan ithalatımız ise ağırlıklı olarak enerji ürünleri ve ham maddelerden meydana gelmektedir. 2002 yılı verilerine göre, Rusya’dan ithalatımızın kompozisyonunun doğalgaz (yüzde 34,8), ham petrol (yüzde 27,2), demir- çelik ürünleri (yüzde 8,7), taşkömürü (yüzde 7,1) demir dışı metaller (yüzde 6,4) şeklinde gerçekleştiği görülmektedir. Bir başka ifade ile Rusya Federasyonu’ndan ithalatımızın genel hatlarını fiyat elastikiyeti düşük ürünler oluşturmaktadır. Turizm, kültürel ve insani ilişkiler
Rus Banko Ajansı’na göre, Rusların tüm dünya çapındaki tatil tercihlerine bakıldığında, 2003 yazında Türkiye’nin pazar payı yüzde 27,2 ile rekor bir orana ulaşmıştır. Türkiye’den sonra gelen Mısır’ın payı yüzde 8,2, İspanya’nınki yüzde 7,7 olmuştur. Türkiye’nin Rusya’dan sağladığı turizm geliri yaklaşık olarak 1 milyar dolar seviyesinde tahmin edilmektedir. Rusya Federal İstatistik Merkezi Rosstat’ın 2005 yılına ilişkin turizm verilerine göre, yurt dışına turizm amaçlı olarak 6 milyon 784 bin Rusya Federasyonu vatandaşının 1 milyon 562 bin 600’ü Türkiye’yi ziyaret etti. Buna göre, Türkiye Rus turistlerin en çok tercih ettikleri ülke sıralamasında birinci oldu. Son 15-20 yılda gelişen ticari ilişkiler, “bavul turizmi”, Soçi’nin pabucunu dama atarak artık “Rus tatil beldesi” olarak adlandırılmaya başlanan Antalya’ya Rus turist akını, ve benzeri gelişmeler, yüzyıllardır komşu olan iki ülke halklarının yakınlaşması bakımından siyasi-diplomatik ilişkilerin beceremediğini gerçekleştirmiştir. Artık Ruslar için Türkiye, Türkler için Rusya “Kaf Dağı’nın ardında” karanlık ve bilinemez yerler değildir. Elbette iki ülke insanlarının geçmişin önyargılarından arınarak her zaman birbirlerini kolayca anladığını söylemek zordur. Ama artık halklar birbirini 80’lerin, hatta 90’ların ortalarına göre daha iyi tanımaktadır. Bu tanışma sürecinde binlerce Türk-Rus ortak ailesi kurulmuş ve uluslararası yakınlaşmanın en kalıcı örneği olan çocuklar doğmuştur. Tarkan ve başka Türk şarkıcıların melodileri Rusya gençliğinin hayatının doğal bir parçası olmuştur; Ramstore ve Efes gibi markalar Rusya’daki alışveriş alışkanlıklarına damgasını vurmuştur. Türk tiyatro, opera ve baleleri Rus eserlerle doludur; 2004’ten başlayarak yalnızca yüksek öğrenimde değil, ilköğretim okulları ve liselerde de Rusça resmi yabancı dil olarak okutulmaktadır.
Türkiye’nin yeni iş kapısı Rusya olmuştur. Son yıllarda Rusya, Almanya ve Suudi Arabistan ile birlikte en çok Türk işçisinin gittiği ülkelerdendir. Rusya’ya yılda 10 bin civarında Türk işçisi gitmektedir. TC Çalışma Bakanlığı’na bağlı Dış İlişkiler ve Yurtdışı İşçi Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre, yurtdışındaki toplam 3,5 milyon Türk vatandaşı (2 milyonu Almanya’da) içinde Rusya Federasyonu’nda 30 bin TC yurttaşı yaşamaktadır. (Rus Argumentı i Faktı gazetesi, resmi verilere göre Rusya’da 5 bin kadar Türk’ün yaşadığını, 2001’de 39 bin TC vatandaşının Rusya’ya giriş vizesi aldığını yazmıştı.) Rusya ve Türkiye halklarının son dönemde birbirini tanıma yolunda önemli yol kat etmesine karşın, geçmişin şablonlarıyla mücadele etmek gerektiği açıktır. Bunun yolu daha fazla ticaret, turizm, kültürel ve insani ilişkidir. Siyasi bağların geliştirilmesidir. Karşılıklı çıkarların gözetilmesi ve uzun vadeli yaklaşım ilkelerine, ilişkilerin her aşamasında özen gösterilebilmesidir.
|
need flash plugin version 8.0.0.0 or never
need flash plugin version 8.0.0.0 or never
need flash plugin version 8.0.0.0 or never
![]() need flash plugin version 8.0.0.0 or never
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
2010 © RUSYA ONLINE. Tüm hakları saklıdır 2010 © Tasarım ve Programlama |